serapserenay 8 Takipçi | 13 Takip
Kategorilerim

Kategori Adı Giriniz

HABİBULLAH(S.A.V.)

DERSLER...

Diğer İçeriklerim (11)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (8)
28 10 2012

blogcuyu boykata varmısınız

blogcuyu boykata varmısınız |  görsel 1

bu gifi blogunuza atın ve yazıya ara verin HAYDİ BUGUN BOYKOT VAKTİ bloglayın Kaynak : kayserihaber38.blogcu.com Kaynak : keskinlininmutfagi.blogcu.com Kaynak : fatma-damyan.blogcu.com Kaynak : polinka.blogcu.com Kaynak : binayen.blogcu.com ...Kaynak : mmrvv.blogcu.com Devamı

27 10 2012

...

... |  görsel 1

Devamı

27 10 2012

Fotoğraf

Fotoğraf |  görsel 1
Fotoğraf |  görsel 2

Devamı

27 10 2012

Alâeddîn-i Sâbir hazretleri…. Hindistan evliyâsının büyüklerinden. Doğum esnâsında ebe, abdestsiz olarak çocuğu tutmak istediğinde, elleri ve vücûdu ateş gibi olup, titremeye başladı. Annesi çocuğa abdestsiz değmemesini, onun çok mübârek bir çocuk olduğunu söyledi. Ebe gidip abdest aldıktan sonra çocuğa dokunabildi ve onu kucağına aldı. Çocuğu yıkayacağı zaman, çocuk gözlerini açtı. Evin damına baktı. Evin üstü açılıp gökyüzü göründü. Aynı anda kırmızı bir bulutun, çocuğun üzerine doğru indiği, sonra semâya açılan damdan yükseldiği görüldü. Bu evle birlikte Hirat’daki bütün evlerin kokusu değişti. Bütün şehir güzel kokulara gark oldu. Doğumundan îtibâren Alâeddîn-i Sâbir, bir sabır nümûnesi olarak görüldü. İlk altı ayda, kırk gün annesinin sütünü emmedi. Bir yaşına kadar, diğer altı ay içinde 15 gün oruç tutar, 15 gün süt emerdi. Üç yaşında ana sütünü terk ederek, ara sıra küçük bir parça arpa ekmeği ve Hindistan’a mahsus bir çeşit nohut ekm eği yerdi. Konuşmaya başladığında, ilk söylediği söz; “Lâ mevcûde illallah”(Allahü teâlâdan başka hiçbir şey yoktur) oldu. Beş yaşında iken, mübârek pederi vefât etti. Bunun üzerine bir sene konuşmadı. Yedi yaşında iken muntazaman hergün oruç tutmaya başladı. 4 ilâ 5 günde bir, biraz kuru ekmek kırıntısı yerdi. Bu yaşında teheccüd namazı kılardı ve kendisini tamâmen Allahü teâlâya verirdi. O yaşında dahî, annesinin ısrârlarına rağmen karyolada hi&cc... Devamı

27 10 2012

Sahabe-i Kiram efendilerimiz haram yeme meselesinde çok titizler. İşte Hazreti Ebubekir Radıyallahu Anh Efendimizden hayat ölçüsü… Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh)ın bir hizmetçisi vardı ki mutfak alışverişi ile ilgileniyordu büyük halifenin. Bazen kendi parasından harcar sonra hesaplaşırdı halife ile. Hazreti Ebubekir her sofraya oturuşunda “bu yemeğin parasını nereden temin ettin” diye sorardı. Helalden olduğunu öğrenince, gönül rahatlığıyla yerdi. Bir akşam eve yorgun gelmişti. Hizmetçisinin getirdiği yemeği hiç sormadan başladı yemeye. Bu sırada hizmetçi ona manalı manalı bakıp: “Bir şey sormayacak mısınız” dedi. Hazreti Ebubekir (Radıyallahu Anh) hatırlayıp: “Unuttum, söyle bakalım nereden temin ettin bu yemeğin parasını?” Hizmetçi: “Cahiliyye zamanında para karşılığında raksedip oynar, insanları eğlendirirdim. O günlerden kalan bir alacağım vardı. Bu gün onu tahsil ettim.” Dedi. Hazreti Ebubekir: “Bunu o parayla mı hazırladın?” diye sorunca: Hizmetçi “Evet, efendim.” Dedi. Büyük halife bunu duyunca çok üzüldü. Kederinden başladı ağlamaya. Fırlayıp koştu lavaboya. Parmağını boğazına sokup güçlükle çıkardı o lokmayı. Öyle zahmet çekti ki, ev halkı ölüyor zannettiler. Bu yüzden telaşlanıp: “Bir lokma için değer miydi bunca zahmete, neredeyse ölüyordunuz.” Dediler. Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh): “Siz ne diyorsunuz? O lokma haramdan kazanılmış. Resulullah’tan işittim ‘haram yiyenlere cennet haramdır” buyurmuştu. Bu zahmet, cehennemde yanmaktan çok hafif kalır.” Buyurdu. Sonra ellerini kaldırıp: “Ya Rabbi! Elimden gelen budur. Midemde kalan zerrelerden sana sığınıyorum. Beni affet.... Devamı

27 10 2012


 |  görsel 1

Devamı

27 10 2012

Abdullah bin Mubarek Hazretleri bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; “Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allahü teâlânın ibâdet ve mârifetine nasıl erişir?” dedi. Sonra kendi kendine; “Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim.” deyip, çocuğun yanına geldi ve: -Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin? buyurdu. Çocuk: -Kul nasıl sâhibini bilmez?” dedi. -Allahü teâlâ’yı ne ile biliyorsun? -Bu koyunlarımla. -Bu koyunlarla, O’nu nasıl bilirsin? -Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kâdir olan, Allahü teâlâdan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allahü teâlâyı, böylece bildim -Allahü teâlâyı nasıl bilirsin? -Hiç bir şeye benzetmeden bilirim. -Böyle olduğunu nasıl bildin? -Yine bu koyunlardan. -Nasıl? -Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allahü teâlânın elbette kullarına benzemiyeceğini anladım. Abdullah bin Mübârek: -İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi? buyurdu. Çocuk: -Ben bu sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim, dedi. -Peki başka ne öğrenmişsin? -Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi... Devamı

27 10 2012

Fotoğraf

Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

27 10 2012

Fotoğraf

Fotoğraf |  görsel 1

Devamı